Sağlık Sektöründe Çalışan Bakire Hemşirenin Gıcırdıyan Arka Kapısını Yağlıyor; Hastanenin acil servisinin o kendine has, hiç bitmeyen telaşı içinde koştururken, elimdeki kırık kahve bardağıyla ortalıkta kalakalmıştım. Annemin ani tansiyon yükselmesiyle gece yarısı buraya gelmiştik ve evrak işleri, tahlil sonuçları derken kafam tamamen dolmuştu. Çöp kutusu ararken yanlışlıkla koridorun köşesindeki malzeme odasının açık kapısına çarpıp elimdeki karton bardağı yere devirdim.
Tam eğilip kahveyi temizlemeye çalışırken yumuşak ve sakin bir ses duyuldu:
“Telaş etmeyin, acil servis kahvesi zaten lekelidir, çıkması da zordur. Siz buraya bırakın, ben hallederim.”
Başımı kaldırdığımda, lacivert forması ve yakasındaki küçük papatya rozetiyle duran hemşireyi gördüm. Yorgun ama bir o kadar da içten gülümseyen gözleriyle bana bakıyordu. Adının sol göğsündeki kartta Selen yazılıydı.
“Çok teşekkür ederim, başıma gelen kaçıncı talihsizlik bu gece bilmiyorum,” dedim mahcup bir gülümsemeyle. “Annemin tahlillerini bekliyorum de…”
“Anladım, geçmiş olsun,” dedi Selen hızlıca bir bez alıp kahveyi silerken. “Acil servislerin geceleri böyledir, stres adamı yanıltır. Tansiyonu mu yüksek geldi?”
“Evet, ani oldu biraz. Bekleme salonunda oturmaktan içim sıkıldı.”
“Normaldir,” dedi ellerini kurulayıp bana doğru dönerek. “Birazdan sonuçlar çıkar, doktor bey gösterir. İsterseniz size içeriden şöyle taze, dünkülerden olmayan bir çay getireyim.”
O küçük jest, o an dünyadaki en büyük iyilik gibi geldi. Kısa bir süre sonra hastane kantininin plastik bardaklarında getirdiği çaylarla koridordaki metal sandalyelerden birine iliştik.
Sohbetimiz önce hastane stresinden açıldı, ardından sıradan hayatlarımıza, hobilerimize ve o anın absürtlüğüne kaydı. Selen’in gece nöbetlerinin yorgunluğunu, hastaların kaprislerini nasıl güler yüzle göğüslediğini dinledikçe hayran kalmamak elde değildi. Mesleğinin zorluklarına rağmen gözlerindeki o parıltı kaybolmamıştı.
Saat sabaha karşı dört sularında annemin sonuçları temiz çıktı ve taburculuk işlemleri başladı. Tam hastaneden ayrılırken Selen tansiyon kontrolü için son bir kez yanımıza geldi. Annemle tatlı bir dille vedalaşırken, bana uzattığı reçete kağıdının arkasında küçük bir telefon numarası ve şu not vardı:
“Kahveyi döktün ama çayı borçlu kalma. Nöbet çıkışı normal bir kahve içmek istersen…”
Hayatın en stresli anlarından birinde başlayan o tesadüf, bizim için her şeyin en güzel başlangıcı oldu.
Ertesi gün, Selen’in nöbet çıkışında sözleştiğimiz gibi buluşmuş, uzun ve neşeli bir kahve sohbeti gerçekleştirmiştik. O ilk acil servis heyecanından sonra birbirimizi daha yakından tanımaya başlamıştık ve Selen’in enerjisi gerçekten çok keyifliydi. Birkaç hafta içinde, hayatlarımızın koşturmacası arasında sık sık görüşür hale gelmiştik.
Bir hafta sonu, Selen’in eski mahalledeki müstakil evinde taşınma ve genel bakım işlerine yardım etmek için evine gitmiştim. Bahçeli, sakin bir evdi ama yapılması gereken birkaç küçük tamirat vardı. Ben elimde çekiç ve tornavida takımıyla bahçedeki masanın etrafındayken, Selen mutfaktan elinde bir şişe Çok Amaçlı Yağ (pas sökücü sprey) ile geldi.
Yüzünde muzip bir gülümsemeyle bahçe kapısına doğru yöneldi:
“Bak tam zamanında geldin,” dedi spreyi sallayarak. “Geceleri rüzgar çıktığında o eski arka kapı öyle bir gıcırdıyor ki, insanı korkutuyor. Şu menteşeleri bir yağlayalım, kaç gündür kafama takılmıştı.”
Birlikte evin arkasındaki ahşap bahçe kapısına yöneldik. Kapı gerçekten de açılıp kapanırken oldukça yüksek ve tiz bir ses çıkarıyordu. Selen spreyin pipetini uzatıp paslanmış menteşelere dikkatle sıktı. Birkaç kez kapıyı açıp kapatarak yağın iyice nüfuz etmesini sağladı. Kısa sürede o rahatsız edici gıcırtı tamamen kaybolmuş, kapı pürüzsüz ve sessizce açılır hale gelmişti.
Selen derin bir “Oh” çekerek arkasına yaslandı ve gülümsedi:
“İşte bu! Küçük detaylar hayatı ne kadar güzelleştiriyor, değil mi?” dedi.
Onun bu küçük şeylerden mutlu olabilen hali, içimdeki o sıcak bağı her geçen gün daha da kuvvetlendiriyordu. Hayatın karmaşası içinde bazen sadece doğru dokunuşların yeterli olduğunu bir kez daha anladım.